Stephenie Meyer'e Saygılarımla.. (Üstadım alınmazsın ama yine yapalım jestimizi yazının henüz başında) :)
Bi kız var kız hep sıkıntılı, arada donup kalıyor,anası başka bi yere taşınınca, babasının yanında tipik bir amerikan lisesine başlıyor..
Sonra kendi gibi sıkıntılı sürekli ishal olmuş gibi bakan bi tane denyoyu görüyor
İşte “bu kim lan” falan diye soruyor, tabi tesadüfler birbirini kovalıyor :)))
Hem aynı sınıfta hem aynı sırada karşılaşıyolar bu soluk benizliyle
Bu sürekli bi karın ağrısı varmış gibi davranan elemanın takıldığı elemanlar da aynı..
hepsi bişey yemişlerde zehirlenmiş gibiler sürekli..
babası var komser (tipik korku filmindeki kızın babasının komser olma hadisesi)
filmde böyle sürekli bi garip atmosfer yaratmış yönetmen,
ışıkla, müzikle falan, seyirciyi rahatsız etmek için elinden geleni yapmış lavuk..
sonra çocuk birden konuşmaya başlıyor bununla ben diyor edvırtım kusura kalma geçen hafta müşerref olamadık diyor ama kıza sürekli bi buçuk iskendere bakar gibi bakıyor tabi o arada
ısırdı ısıracak kopartacak bi tarafını modunda..
ama oyunculuk çok kötü tabi o kısımlarda.
Bi de elemana bi makyaj yapmışlar bildiğin polisan kireç sürmüşler sanki suratına, çocukta sanki aynada kendini görmüşte ona şaşırmış gibi konuşuyor sürekli..
Sonra kamilin biri okulda artislik yapacam derken minibüsle virajı alamayınca bu kızın üstüne doğru yan yan gelirken bu lavuk atlıyor ordan eliyle minibüsü falan durduruyor tam o kısımda “aha” diyosun “noluyo lan film enteresanlaşmaya başladı” tabi kızda şaşkın olan biteni anlamıyor kimse şaşırmıyor okulda nasıl yaptı bu herif bu işi diye,
Sonra bunlar hastaneye gidiyor kontrol için
Bi doktor geliyor ki evlere şenlik onunda yüzünde pudra şekerinden bi katman..
Sonra öğreniyoruz ki dahiliyedeki hekim bu bizim ishal olan oğlanın babasıymış.
Sonra bunlar ailecek toplanıyolar, bu çocuğun anası oğluna fırça kayıyor işte “sen” diyor “ böyle bişeyi” diyor “nasıl yaptın evladım” diyor
“sonu hepimize dokanır alayımızı skertirler, yaşatmazlar yiğidim” diyor tabi anasıda bildiğin pudra şekeri modunda..
işin enteresan yanı bu adamlar böyle kireç kuyusuna düşmüş gibi suratlarla ortalıkta fink atıyor, ama kimsede demiyor “ulan bunlar ne ayak” diye
bizim Karamürsel’de olsa komazlar 2. günü ağzını burnunu kırarlar, sorgusuz sualsiz, bakın bu kısmını özellikle vurguluyorum “SORGUSUZ, SUALSİZ”.
İlle baloya kavalye muhabbeti olacak ya bu holivut filmlerinde aynen oluyor bi tane eleman var bu kıza yanık, tam çocuk benimle gelir misin benimle baloya derken bizim kireç suratlının bi bakışı var arkadan hafif flu küçük emrah modunda, o sırada bi elektro bağlama girse tam olurmuş, cuk otururmuş..
Kız o arada sapıtıyor tabi :)))
Bizim eski Türk filmlerindeki “turist türkçesi” gibi bişeyler zırvalıyor
Ben—Balo --- Dansetmek – elbise – ebek übek göbek..
Bu bizim kireç suratlının bi hoşuna gidiyor filmde ilk defa orda gülüyor zaten zambrotta.
Sonra profesör bunları bi yere götürüyor meğersem çılgın profesörmüş bu “alın çocuklar boktan çay yaptım” falan diyor şaka gibi..
Tabi bizimkiler gayet doğal bişey olmamış gibi bok çayıyla oynuyolar falan..
Bi seradalar bunlar konuşuyolar falan ama oralarda oyunculuk hak getire.. kızın bakışları, oğlanın konuşması falan tamamen flash tv de yayınlanan herhangi bi program gibi.. hani bu sırlar kapısı tarzı şeylerdeki oyunculuklar gibi.. (Vallahi de billahide flash tv deki o tarz sır kapılarını bi yerden bulun izleyim sera sahnesi için bana hak vereceksiniz)
O arada kız tezeğe basıyor falan, çocuk durduk yere bi triplere giriyor, “önüne baksan, diyorum” falan modunda, orasını anlamak güç :)
Zaten kızın ismi “Bela” sürekli selamın kavlen diyerek izledim orası ayrı bi boyutu tabi.
Diyaloglar sürekli az önce değindiğim gibi flash tv kalitesinde.
-Ne yaptın?
+ne mi yaptım?
-evet ne yaptın?
+la puşt diye kumsal var gidelim mi?
-la puşt mu
+evet la puşt
Neyse gelgelelim o arada bi olaylar oluyor bu kızı kurtarıyor bu oğlan bi daha falan..
Bi balıkçı var onu yiyorlar bu oğlanın pezemek babasıyla, anası.. Doktor olmuş ama adam olamamış, hiçbir şey olmamış gibi olay yerine falan gidiyor tabi bu arada enteresan bişey var bizim esas oğlanın suratına makyaj yapmayı unutuyolar filmin bu kısımlarında J) babasının suratına bakıyor bizim herifçioğlu “neden lan neden!!! neden yediniz adamı şerefsizler!!!” der gibi.
Daha sonra orman sekansı var orada baya ateşli bi tartışma falan oluyor, oğlan tepelere tırmanıyor garip hareketler sürekli, aslan kuzuya aşık oldu falan derken bunlar kırlara uzanıyor, Yeşilçam’dan çalıntı o kısımlar komple onu söylemeye bile gerek yok :)
Sonra bizim esas oğlan kızın arabasının üstüne atlıyor o sırada kız “insan gibi davran sığır” anlamında bişeyler söylüyor orası bomba..
Sonra çocuğun evine gidiyolar kızla beraber gün ışığından it gibi tırsan adamların evinde perde yok orası da ayrı bomba..
Sonra bunlar ormanda beyzbol oynarken 3 tane lavuk geliyor moonwalk yaparak kaya kaya, “bölge sizin miydi ya bilmiyoduk” “kusura kalmayın” falan “hadi bi maç yapalım” diye konuşurlarken birden o 3 elemandan biri kızın kokusunu alıyor.. “Sen insan mısın” deyişi var orda yine filmin bombalarından. :)
Ama yine çocuğun ailesinden Allah razı olsun koruyolar kızı kaçırıyolar falan en ekşın bölüm de bu kaçırma hadisesiyle başlıyor zaten
Geleceği gören kız, halka da ki embesil bebe gibi bişeyler karalıyor kağıda, finikste kızın okuduğu okul falan bişeyler diyorlar o arada sigara yaktım kaçırdım mevzuyu..
Müzik falan süper o arada budadad budadad budadaa direk izleyiciyi gazlayan tempoda..
Bu şerefsiz kızı bale salonuna çağırıyor, gelsin diye tehdit ediyor falan..
Kız salona gitmeden önce biber gazını kontrol ediyor, biber gazıyla öldürecek zaar vampiri deyip geçiyorum, üstünde durmuyorum pek fazla..
Neyse velhasılı kelam sonunda kız kurtuluyor o herifçioğlundan bi de yakıyolar o lavuğu
Kız zehirleniyor bizim soluk beniz de zehiri alırken bi ara kendinden geçiyor gözü kaşı ayrı oynuyor tam yedi kızcağızı şerefsiz derken bi bakıyoruz kız hastanede açıyor gözlerini..
Sonra bunlar baloya gidiyor, baloda kız kendini zorla ısıttırmak istiyor bizim elemana ama çocuk hakkaten delikanlı çıkıyor, ısırmıyor kızı, sonra filmin devamı gelecek modunda diğer karıyı görüyoruz.. ve bitiyor. Ömer’in gözünden kulağından tahlil ettiniz efenim bir filmi başka filimlerde görüşmek üzere. Ömer Kutlu Sezgin 19.09.09
19 Eylül 2009 Cumartesi
Alacakaranlık tvaylayt hakkında ufak bir deneme :)
Gönderen
Ömer Kutlu Sezgin
zaman:
18:53
0
yorum
Etiketler: can dündar şiir youtube zeki müren alacakaranlık Twilight stephenie meyer
27 Haziran 2009 Cumartesi
06 Haziran 2009 Cumartesi
Nazım'a
Provakatörler..
Birileri(!) şimdilerde haksızlığa sesini çıkaran kimi görse,
hemen provakatör diyor, ve işin içinden en azından “köpek”lerini ikna edecek şekilde çıkıveriyor
ve bu gözü henüz para denen köpeğin uğrunda hayvanlaşmamış,
insanların gözünden kaçmayacak elbet..
“Devlet hastanesine servis olsun,gidemiyoruz” diyen adam bile provakatör bu adamların gözünde..
Nazım şimdilerde yaşıyor olsa edebi anlamda daha da vazgeçilmez olurdu kaçınılmaz olarak,
Çünkü Nazım bile amerikanın bu kadar köpeği olmuş bir ülke görmedi...
120 milyon için kul olmuş bir ülke gördü ama, hiçbir şey için -evet “hiçbir şey” için-
kul köle olmuş, televizyon denen ahlaksızlığa kendini bir amerikalı gibi kaptırmış bir ülkeyi görmedi NAZIM,
adına ve söylediklerine kurban olduğum eğer şimdi yaşıyor olsaydı
BEN PROVAKATÖRÜM diye göğsünü yırtardı eminim..
3 Haziran 1963’te en azından bu dünyayı terkeden gözüm, senin için birşeyler yazmak bile onur’dur bu provakatör için NAZIM’ım son sözler sanadır :
Vatan, insanlar en azından şerefi ile yaşayabilsin diye yüreğini dağlamaksa eğer ÖMER provakatörlüğe devam ediyor J sana selam olsun RUHUN ŞAD OLSUN..
05 Haziran 2009 Cuma
yazıYorum :)
Kamuoyu Vicdanı
Yıllarca insanların hayatlarını televizyonda yaşamasını, televizyonda tanışıp, televizyonda evlenip, aile sorunlarını televizyonda tartışıp en sonunda yine televizyonda boşanmasının “kamuoyu vicdanı” denen bişey(!)’i yok edeceğini anlatmak için bir tarafımı yırttım yakın çevreme,
çünkü biz 3. dünya ülkesi bile değiliz artık, kurtlar vadisinden olumlu sonuçlar çıkartacak bir genç profilimiz yok bizim, kamuoyu vicdanı’nın yok edilmesi ilk olarak özel televizyonların bazı şeylerin bokunu çıkartmasıyla başladı,
hatırlayın Körfez Savaşı’nı naklen sıcak evlerimizden maç gibi izledik,
artık bırakın 6-7 kişinin öldürülmesi, koca bir milletin hastanelerinin,okullarının, sivillerinin bomba yağmurlarına tutulmasını normal bir şey olarak görecektik ve gördük ve görüyoruz.
Daha sonra Irak bombalanırken ve bir hastaneye bomba düşerken “muazzam bir görüntü” diyen Mehmet Ali Birand gibi dünyayı 5 yıldızlı otellerin en pahalı suitlerinden izleyen adamların yorumlarını izledik.
Tabi bunların işin, iktisat terimi ile makro boyutu. Gelelim mikro yani aslında toplumun farketmeden etkilendiği en hassas noktaya, Ahlak mefhumunun sanki, bir tarikatin özel çabası varmış gibi çılgınca bitirilmesine... Türkiye’nin dört bir yanından gelen katliam haberleri tesadüfmü sizce, bizi her sorununu silahla,bıçakla halletmeyi dikte eden birileri var farkında değil misiniz?
Hepimizin “kadın programları” programları diye adlandırdığımız, insanların birbirini aldattığı,sonra hem aldatıp hem sattığı, sonra hem aldatıp, hem satıp, hem öldürdüğü, bilmem kaç parçaya böldüğü, aklın ve izan’ın sınırlarını zorlayacak kadar sapıklık ve hayvanlıkları, artık olağan olarak almaya alışan ve bunu kafasında normalleştiren bir toplum olduk bilmeden.
E bunda ne varki Ömer?
Bunda şu var arkadaşım ;
cinayeti vakit geçirmek için televizyonda izleyen bir toplum cinayeti kendi işlerken bundan gocunmaz,
Bir bölümde 100 kişinin vurulduğu dizileri izleyen ergenlik çağındaki bir toplum, yolda kalp krizi geçiren adamın üstüne basar geçer,
Bir sürü sapıklık her saniye gözüne sokulan bir toplum neler yapar siz tahayyül edin,
“e ne yapalım?” Dediğinizi duyar gibiyim :) yapmamız gereken şu ;
toplum biziz ve bu hayatı bizler oluşturuyoruz, onlar çok salak , şunlar çok aptal, bunlar ne kadar gerizekalı diye uzaktan gülersek oluşturduğumuz topluma,
yolda kalp krizi geçiren adamı görmeden yoluna devam eden insan(!) dan farkımız kalmaz,
ve birileride gelir bize uzaktan gelerek şunlar ne kadar aptal der.
Türk Halkı sosyal anlamda kalp krizi geçiriyor, üstüne basıp geçmeyelim, insanlara uzaktan yafta atmak yerine onlarla konuşup, hayatın aptal bir kutudan ibaret olmadığını anlatalım ve buna ailemizden başlayalım ilkokulda hayat bilgisi dersinde öğrendiğimiz gibi :) aile toplumun en küçük ama onu oluşturan en kıymetli parçası.
14 Mayıs 2009 Perşembe
saclarin gunah koksa
kirpiklerin ihanetten dokulse
tirnaklarindan yabanci ellerin soguklugu suzulse
rihtimda bekleyenin benim
yasarken bahcen
gocunce mezarin kalbimdir derdin
icine gommek icin mi kiydin bana
hic gelmesen de bekleyecegim
guvertelerde ucusan nice el var
bana da bir siyah mendil sallayan olur bir gun
yanlislikla
seni saadet kuslarinin kanadi getirmisti
leylek gagalarinda yaban ulkelere gocesin diye mi
ruhumun iklimine uysan ne olurdu
ben degistirirdim dunyami ya da isteseydin
dileseydin kutuplarda taze hurma toplardim ellerimle
ekvator damlarindan buzlar sarkitirdim
gitmek istedin
ne gonlunun iklimi
ne ruhundaki mevsimler…
hepsi bahane gitmek istedin
bekleyeni olan rahat gider
benim de bekleyenim olsaydi rahat giderdim
nereye…
senin ulkene
hic donmesen de bekleyecegim
guvertelerde ucusan nice el var
bir gun bana da bir siyah mendil sallayan olacak yanlislikla
ben… ben…
gozlerim beklemekten kor olmus
hasret sarkilari soyleyecegim iskelelerde





