27 Haziran 2009 Cumartesi
06 Haziran 2009 Cumartesi
Nazım'a
Provakatörler..
Birileri(!) şimdilerde haksızlığa sesini çıkaran kimi görse,
hemen provakatör diyor, ve işin içinden en azından “köpek”lerini ikna edecek şekilde çıkıveriyor
ve bu gözü henüz para denen köpeğin uğrunda hayvanlaşmamış,
insanların gözünden kaçmayacak elbet..
“Devlet hastanesine servis olsun,gidemiyoruz” diyen adam bile provakatör bu adamların gözünde..
Nazım şimdilerde yaşıyor olsa edebi anlamda daha da vazgeçilmez olurdu kaçınılmaz olarak,
Çünkü Nazım bile amerikanın bu kadar köpeği olmuş bir ülke görmedi...
120 milyon için kul olmuş bir ülke gördü ama, hiçbir şey için -evet “hiçbir şey” için-
kul köle olmuş, televizyon denen ahlaksızlığa kendini bir amerikalı gibi kaptırmış bir ülkeyi görmedi NAZIM,
adına ve söylediklerine kurban olduğum eğer şimdi yaşıyor olsaydı
BEN PROVAKATÖRÜM diye göğsünü yırtardı eminim..
3 Haziran 1963’te en azından bu dünyayı terkeden gözüm, senin için birşeyler yazmak bile onur’dur bu provakatör için NAZIM’ım son sözler sanadır :
Vatan, insanlar en azından şerefi ile yaşayabilsin diye yüreğini dağlamaksa eğer ÖMER provakatörlüğe devam ediyor J sana selam olsun RUHUN ŞAD OLSUN..
05 Haziran 2009 Cuma
yazıYorum :)
Kamuoyu Vicdanı
Yıllarca insanların hayatlarını televizyonda yaşamasını, televizyonda tanışıp, televizyonda evlenip, aile sorunlarını televizyonda tartışıp en sonunda yine televizyonda boşanmasının “kamuoyu vicdanı” denen bişey(!)’i yok edeceğini anlatmak için bir tarafımı yırttım yakın çevreme,
çünkü biz 3. dünya ülkesi bile değiliz artık, kurtlar vadisinden olumlu sonuçlar çıkartacak bir genç profilimiz yok bizim, kamuoyu vicdanı’nın yok edilmesi ilk olarak özel televizyonların bazı şeylerin bokunu çıkartmasıyla başladı,
hatırlayın Körfez Savaşı’nı naklen sıcak evlerimizden maç gibi izledik,
artık bırakın 6-7 kişinin öldürülmesi, koca bir milletin hastanelerinin,okullarının, sivillerinin bomba yağmurlarına tutulmasını normal bir şey olarak görecektik ve gördük ve görüyoruz.
Daha sonra Irak bombalanırken ve bir hastaneye bomba düşerken “muazzam bir görüntü” diyen Mehmet Ali Birand gibi dünyayı 5 yıldızlı otellerin en pahalı suitlerinden izleyen adamların yorumlarını izledik.
Tabi bunların işin, iktisat terimi ile makro boyutu. Gelelim mikro yani aslında toplumun farketmeden etkilendiği en hassas noktaya, Ahlak mefhumunun sanki, bir tarikatin özel çabası varmış gibi çılgınca bitirilmesine... Türkiye’nin dört bir yanından gelen katliam haberleri tesadüfmü sizce, bizi her sorununu silahla,bıçakla halletmeyi dikte eden birileri var farkında değil misiniz?
Hepimizin “kadın programları” programları diye adlandırdığımız, insanların birbirini aldattığı,sonra hem aldatıp hem sattığı, sonra hem aldatıp, hem satıp, hem öldürdüğü, bilmem kaç parçaya böldüğü, aklın ve izan’ın sınırlarını zorlayacak kadar sapıklık ve hayvanlıkları, artık olağan olarak almaya alışan ve bunu kafasında normalleştiren bir toplum olduk bilmeden.
E bunda ne varki Ömer?
Bunda şu var arkadaşım ;
cinayeti vakit geçirmek için televizyonda izleyen bir toplum cinayeti kendi işlerken bundan gocunmaz,
Bir bölümde 100 kişinin vurulduğu dizileri izleyen ergenlik çağındaki bir toplum, yolda kalp krizi geçiren adamın üstüne basar geçer,
Bir sürü sapıklık her saniye gözüne sokulan bir toplum neler yapar siz tahayyül edin,
“e ne yapalım?” Dediğinizi duyar gibiyim :) yapmamız gereken şu ;
toplum biziz ve bu hayatı bizler oluşturuyoruz, onlar çok salak , şunlar çok aptal, bunlar ne kadar gerizekalı diye uzaktan gülersek oluşturduğumuz topluma,
yolda kalp krizi geçiren adamı görmeden yoluna devam eden insan(!) dan farkımız kalmaz,
ve birileride gelir bize uzaktan gelerek şunlar ne kadar aptal der.
Türk Halkı sosyal anlamda kalp krizi geçiriyor, üstüne basıp geçmeyelim, insanlara uzaktan yafta atmak yerine onlarla konuşup, hayatın aptal bir kutudan ibaret olmadığını anlatalım ve buna ailemizden başlayalım ilkokulda hayat bilgisi dersinde öğrendiğimiz gibi :) aile toplumun en küçük ama onu oluşturan en kıymetli parçası.

